Güzellik Hakkındaki Büyüleyici Gerçek

Güzellik Hakkındaki Büyüleyici Gerçek

Çekici değil misiniz? Hepimiz kusurlarımız üzerinde odaklanırız. Fakat diğerlerinin yaptığı gibi siz de kendinize, yansıtabileceğiniz en iyi ışıkta bakmalısınız. Görünüşe göre insanın kendini bilmesi, en önemli güzellik sırrı.

Güzel olmayı istediğiniz için kendinizden nefret etmeyin. İyi görünümlü insanlar çoğu zaman yabancılardan, eşten dosttan, hatta ailelerinden bile farklı, özel muamele görürler. Güzeller, en romantik evlenme tekliflerinden tutun da en hafif cezaya kadar hayatın sosyal ve ekonomik kazançlarını toplarlar. Geri kalanlarımızsa asla bu çekici kulübün bir üyesi, bir parçası olamayacağı için güzelliğin sunduğu bütün avantajlara lanet eder.

Bir kısmımız da bu çekici kulübün bir üyesi olmak için çabalar durur. Sıra kendi görünüşümüzü değerlendirmeye geldiğinde, çoğumuz bırakın objektif olmayı, maalesef objektif olmanın yanından bile geçemiyoruz. Aynaya baktığımızda, kusurlarımıza odaklanıyoruz ve onlara asla tahammül gösteremiyoruz; fakat diğer insanlar bütünü görebiliyor. Siz kusurlarınıza odaklanadurun, peki, arkadaşınızın kemikli burnuna ne demeli? Cevap olarak “Onunki farklı! Ona has bir özellik!” derdiniz düşünmeden. Oysa sizde olsaydı, hiç çekinmeden burnunuzun şeklinin bozuk olduğunu iddia edebilirdiniz. Bunun yanı sıra, çoğu zaman görünüşümüzle ilgili fikirlerimiz biraz kaprisli biraz da değişken olabilir. Bir partide kendimizi gecenin prensesi gibi hissedebilirken diğerindeyse kendimizi pespaye hissedebiliriz.

Bu yüzden kendi kendimize yaptığımız veya ailemizin ya da arkadaşlarımızın yaptığı değerlendirmelere itimat etmezsek, görünüşümüzle ilgili merakımızı tatmin etmek için kendimizi, çoğu zaman yabancıların eline bırakmış oluruz. Birçok insan kendi görünüşünün nasıl olduğunu öğrenmek için isim vermeden fotoğraflarını internette yayınlamayı tercih ediyor. Ama imajımızı güçlendirmek için en iyi ve en doğru yol kesinlikle bu değil.

İyi haber şu ki aslında düşündüğünüzden daha güzelsiniz. Bir bakıma sınırlı dikkat olayı; herkes kendi dış görünüşüyle o kadar meşgul ki çoğu zaman size sıra gelmez. Eğer her kadının yaptığı gibi bir nebze vücudunuza dikkat ediyorsanız ya da kalabalık arasında kendinizi biraz rahatsız hissediyorsanız, kesinlikle düşündüğünüzden daha alımlı ve çekicisiniz demektir. Ayrıca hepimizin tabiatında insanların bizi nasıl gördüğünü değiştirme yeteneği vardır, hem de herhangi bir fiziksel değişiklik yapmadan. Eğer güzel ve çekici göründüğünüze kendinizi ikna ederseniz, diğerleri de size daha iyi niyetli yaklaşır. İsterseniz buna içsel bir makyaj deyin, güçlü kişisel algı geliştirerek görünüşünüzü saplantı haline getirmeye son verebilir ve bu sayede daha güzel görünebilirsiniz.

Güneşli bir bahar gününde birdenbire yağmur yağması gibi, neden kendinizi değerlendirmemiz birden değişiverir? Sokakta gördüğümüz bir şey bile kendimizle ilgili düşüncelerimizi değiştirebilir. Beyinlerimiz sürekli veri toplayan bir “güzel ya da değil” ölçer gibi.

Psikologlar buna “tezat etkisi” diyor: Kendimizi çirkin insanların içinde daha güzel hissederken güzellerin içinde de çirkin hissediyoruz. Bu sosyal karşılaştırmalar sadece yoldan geçenleri dikkatli ve bilinçlice incelerken olmuyor, sürekli ve istemsiz olarak sürüp gidiyor. Bir araştırmada deneklere, subliminal, bir anlık görünen çekici bir kadın yüzü gösteriliyor. Sonrasında yapılan derecelendirmede gösterişsiz bir kadın gören deneklere oranla çekici bir kadın gören denekler, kendilerini daha az çekici olarak derecelendiriyorlar. Her ne kadar tam olarak gösterilen görüntüyü hatırlamasalar da. Benlik kavramımız da bunlar gibi binlerce karşılaştırma sonucu şekilleniyor.

New Yorklu ünlü bir makyaj uzmanı “Uzunum ve kıvrımlarım var” diyor ve ekliyor: “Fakat sıfır beden mankenlerin yanında tüm gün durduğumda kendimi şişman gibi hissediyorum. Kendimi dışarı atar atmaz tekrar normal hissediyorum ve ancak o zaman sahte bir dünyada çalıştığımı fark ediyorum.”

Kadınların sosyal statüleri, çoğu kez yüz ve vücutlarıyla ilişkili olabileceği için belki de görünüşleriyle ilgili yapılan eleştirilerden kolaylıkla etkilenebiliyorlar. Kaliforniya Üniversitesi psikoloji profesörü Richard Robins, bu konuda “kadınlar kendi fiziksel çekiciliklerini değerlendirmek istediklerinde kendilerini ‘ideal’ standart güzelliklere sahip olan mankenlerle karşılaştırıyorlar” diyor ve ekliyor “Ama hem kadınlar hem de erkekler konu zekaya geldiğinde, kendilerini Einstein’la kıyaslamak yerine sıradan insanlarla kıyaslamayı yeğliyorlar.”

Bir araştırmada, kadın ve erkeklerden oluşan bir gruptan matematik problemleri çözmeleri istendi. Herkes tam anlamıyla giyinikken erkek ve kadınların puanları arasında pek fark gözlemlenmedi. Ama aynı işlemleri iç çamaşırlarıyla yapmaları istendiğindeyse kadınların puanları erkeklere oranla birdenbire düşüş gösterdi, çünkü kadınlar görünüşleriyle o kadar meşgullerdi ki rakamları bile doğru göremediler.

Yüzümüz ve vücudumuz, çocukluk ve gençlik dönemi boyunca değişir; yetişkinlik dönemimizde kafamızdan atamayacağımız bir görüntüyle karşı karşıya kalabiliriz, her ne kadar bu görüntü eski ve yanlış olsa bile. Büyüdüğünde çocukluk görünüşünü sevmeyenler sadece çocukken çirkin olanlar değil, diyor Vermont Üniversitesi profesörü James Rosen. Bazıları çocukken çok güzel ve sevimli olsa bile, ‘çok uzun olmak’ gibi istisnai özelliklere sahiplerse, çocukluk görünüşünü kötü hatırlayabilirler.

Psikanalistlere göre, kendi “içsel aynamız” çoğunlukla ebeveynlerimizin görüşlerine göre şekillenir. Anne ve babasından sürekli çirkin olduğunu duyan bir çocuk, bu görüşün üstesinden gelmek zorundadır ama maalesef bu pek rastlanan bir durum değil. Aslında zor olan, çocuklarda gözlerdeki parıltıyı ortaya çıkartmak. Bunun için ebeveynlerin samimi bir şekilde çocuklarının kişisel özelliklerini görmesi ve bunları takdir etmesi gerekir.

Ebeveynin sevgisi özgüvenimizi destekleyebilir ama çocukluk deneyimlerimizle yetişkin görünümümüz arasında doğrudan bir ilişki veya bağlantı yoktur. Bazen çirkin ördek yavruları birer kuğuya dönüşebilir. Kuzey Arizona Üniversitesi profesörü, küçüklüğünü ve gençliğini “hantal ve biçimsiz bir şekilde büyüyen, gözlüklü ve diş telli çirkin bir kız çocuğu” olarak özetliyor. Ama çok iyi piyano çaldığını da ekliyor. 19 yaşına geldiğinde diş tellerini çıkaran profesöre, arkadaşları bir güzellik yarışmasına katılmasını öneriyor. Profesör 1985 yılının güzellik kraliçesi seçiliyor.

“Kendimi çekici hissettiğim ilk andı” diyor. Görünüşündeki değişim, yeteneklerini daha kolay ortaya koymasını, sınıf içerisinde fikirlerini daha kolayca beyan edebilmesini ve insanlarla fikir tartışmasına girebilmesini sağlamış. Profesör, değişimini şöyle açıklıyor: “Eğer utangaç ve vücudunu çok düşünen biriyseniz, istemeseniz de aklınız ve duygularınız sürekli buna odaklanır. Ama vücudunuzu dert etmeyi bir kenara bırakırsanız hiç zorluk çekmeden iletişim kurabilirsiniz.”

Şu da var ki en başından beri çekici ve güzel olanlar, kendi olası sorunlarıyla karşılaşmak zorundadırlar. Çok sevimli ve güzel çocuklar büyüdüklerinde, kendilerine güvenleri olmayan birer yetişkin olabilirler, özellikle de sadece güzellikleri için övgü toplamışlarsa. Zorlu bir kendilerini değerlendirme süreci geliştirebilirler. Araştırmacılara göre, kendilerine olan öz saygıları, “rastlantısal bir öz saygı” olabilir. Belli bir kiloda olmak gibi genellikle yüksek beklentiyi karşıladıkları zaman ancak görünüşleri konusunda iyi hissederler.  

Birçok derginin kapak yıldızı olan Carol Alt, 1995 yılında bir moda fotoğrafçısı bikiniden çıkan fazlalıkları olduğunu söylediğinde, bu durumun bir kurbanı oldu. Fotoğraflarda modelin fazlalıklarını saklayamayan fotoğrafçı, çareyi en sonunda ünlü yıldızı evine geri göndermekte buldu. Evinde depresyona giren model durumunu şu sözlerle açıklıyor: “Kendimi şişman hissediyor ve ne zaman yemek yesem kendimi suçluyordum. Vücudumun üzerindeki kontrolümü kaybetmiş gibi hissediyordum ve bu beni tedirgin ediyor, gittikçe daha çok korkuyordum.”

Hayatın diğer alanlarına baktığımızda, güzel sonuçlar zorlukların ardından gelir. Güzelliğimiz tanrı vergisi değil diye düşünüyorsak o zaman başkaları tarafından onaylanmaya daha sıcak bakarız. Eğer sevimli doğduysanız genetik katkıları için sadece ebeveynlerinize teşekkür etmelisiniz. Ama daha güzel ve çekici hale gelmek için çaba sarf edip kendinize çok iyi baktıysanız bütün puanlar sizin hanenize yazılır ve bütün takdirleri siz toplarsınız.

Carol Alt şu an 45 yaşında ve kendini her zaman olduğundan daha güzel hissettiğini söylüyor. Yeme alışkanlığında revizyona gitmenin işe yaradığını dile getiren Alt “Daha sağlıklı kalabilmek gibi çaba sarf ettiğim konularda iltifat almak, ‘Çok güzelsin’ iltifatını duymaktan daha çok keyif veriyor bana” diyor.

Son olarak güzel görünmek bir çeşit şanslı doğmak değil. Gerçek hayatta dış görünüşümüz; vücut dilimiz, ses tonumuz ve sıcaklığımızla birlikte değerlendirilir. Cazibe, çoğu zaman güzelliğin önüne geçebilir. Bir araştırmada, psikologlar bir odaya giren ve kendilerini iki kişiye tanıtan insanları videoya çektiler. Sonrasında bu kişilerden kendilerini fiziksel çekicilik, duygusal etkileyicilik ve sosyal yeteneklerini değerlendirmelerini istediler. Bu 3 özellik de kişilerin sevilebilirliklerine katkıda bulunuyor ama fiziksel çekiciliğin rolü en az.

Psikologlara göre başkalarının sizi algılayış şekillerini etkilemenin en kolay yolu, onları sevdiğinizi veya onlarla ilgilendiğinizi göstermek olabilir. Eğer karşınızdaki insanın dedikleriyle ilgilenir veya en azından kibarca gülümseyip omzuna dokunursanız, karşınızdaki kişin gururu okşanır, kendini sizin yanınızda daha rahat hisseder, hatta sizi daha çekici bulur. Sizden hoşlanan biri, muhtemelen hiçbir zaman kusurlarınızı fark edemeyecektir.

Birçoğumuz, zaman geçtikçe veya ilişki derinleştikçe, sevgilinin daha da güzelleştiğine tanıklık etmişizdir. Bütün gözlerin, her zaman üstünüzde olduğunu düşünün; en nihayetinde başkaların gözünde daha bir yansımanızı bulacaksınız. İçinizdeki ‘güzel ya da değil’ ölçeri kapatamayabilirsiniz ama en azından ayna karşısında daha az vakit geçirmeye başlayabilir ve çevrenizle daha çok ilgilenebilirsiniz.