İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Melikoğlu, üç aydan uzun süren bel ağrısında iltihaplı romatizma düşünülmesi gerektiğini belirterek, bel ağrısının toplumda çok yaygın olduğunu söyledi.

Bel ağrısının çoğunlukla iltihaplı bir romatizmaya bağlı olmadığını vurgulayan Melikoğlu, tedavi edilmediğinde zamanla düzeldiğini ve sıklıkla tekrarladığını ifade etti.

Melikoğlu, bel ağrısının sık olmayan ama tedavi edilmediğinde ciddi ve kalıcı sorunlara yol açabilecek nedeni sero negative spondilartropatiler olarak adlandırılan bir grup iltihaplı romatizma olduğunu anlattı. Hastalığın genellikle 20′li yaşlarda başladığını ve yıllar içinde ilerleyerek tedavisiz kalan olgularda hareket kısıtlılığına yol açabildiğini ifade eden Melikoğlu, şunları kaydetti:

”Bu nedenle hastalara mümkün olduğunca erken tanı koymak ve uygun şekilde tedavi etmek önemlidir. Ülkemizde oldukça sık olan ve genç insanları etkileyen bu durumun gerektiği gibi tedavi edilmesi topluma getireceği yük açısından da önemlidir. Bel ağrısının bazı özellikleri ankilozan spondiliti, iltihaplı olmayan bel ağrılarından ayırmakta yardımcıdır. Sabah yataktan kalkıldığında belirgin olan ve hareket ettikçe azalan bel ağrısı ve tutukluğu ve gece uykudan uyandıran bel ağrısı ankilozan spondilite işaret edebilir. Ağrının 3 aydan uzun süredir devam ediyor olması iltihabi romatizmal hastalıklara işaret eder. Ailede ankilozan spondilit hastalarının olması da hastanın ankilozan spondilit olma olasılığını arttırır. Topuk ağrısının eşlik etmesi de ankilozan spondilitin önemli özelliklerinden biridir.”

El Eklemlerindeki Ağrı Ve Şişliğe Dikkat

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülen Hatemi de romatizmal hastalıklar içinde en sık görülenlerden birinin romatoid artrit olduğunu belirterek, ”Kadınlarda erkeklere göre 3 kat daha sık görülen bu durum genellikle 20 ila 40 yaşları arasında ortaya çıkar” dedi.

Eklemlerde şişlik, ağrı ve hareket kısıtlılığı ile kendisini gösteren hastalığın genellikle eklemleri simetrik olarak etkilediğine dikkati çeken Hatemi, en sık etkilenen eklemlerin elin küçük eklemleri, el bilekleri, ayağın küçük eklemleri, ayak bilekleri, dirsekler, dizler ve omuzlar olduğunu belirtti. Hatemi, hastaların eklemlerinde sabahları daha belirgin olan tutukluktan yakındıklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

”Ankilozan spondilit tedavisinde olduğu gibi romatoid artrit tedavisinde de son yıllarda önemli ilerlemeler olmuştur. Eski yıllarda tanı konulmuş, veya yeterince tedavi edilmemiş hastalarda görülebilen şekil bozuklukları ve hareket kısıtlılığı, günümüzde tanı konulan ve gerekli tedaviyi alan hastalarda görülmemektedir. Romatoid artrite bağlı kalıcı eklem hasarı ve şekil bozuklukları en fazla hastalığın ilk yıllarında ortaya çıkar. Bu nedenle romatoid artrit hastalarına erken tanı konulması büyük önem taşır.”

Kemik Erimesi Kırığa Neden Olabilir

RAED Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Hamuryudan ise kemik erimesi hastalığı olan osteoporoz hakkında bilgi verdi.

Osteoporozun, kemiklerdeki kalsiyumun azalmasına bağlı, kemik yoğunluğunun ve dayanıklılığının azaldığı bir hastalık olduğunu belirten Hamuryudan, hastalığın tüm iskeletin zayıflamasına ve özellikle omurga, kalça ve el bileğinde kırıklara yol açtığını dile getirerek, şöyle devam etti:

”Kırık olana kadar genellikle ağrıya yol açmayan, sinsice ilerleyen bir hastalıktır. Yıllar içinde gelişen omurga kırıkları hastanın boyunda kısalmaya yol açar; bel, sırt veya kalçada ağrı duyulması, omurlarda ezilme ve çökmeye bağlı vücudun öne eğilmesi, omurga, kalça ya da el bileğinde aniden kırık gelişmesi osteoporozun belirtileridir.

Osteoporozu olan hastalarda, kalça ve diz bölgelerindeki kasların güçsüz olması, denge ve yürüme bozukluğuna yol açan hastalıklar, görme sorunları, uygun olmayan ev ortamı düşme riskini ve buna bağlı oluşabilecek kırık riskini artırır. Hastalık, özellikle menopoz sonrası dönemde her 3 kadından birinde görülmektedir. Kadınlarda östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte kemiklerdeki kalsiyum miktarı düşmeye başlar. Dolayısıyla, menopozla birlikte ortaya çıkan hormonal değişim, kadınlarda sık görülmesinin ana nedenidir.”

Tanı konulabilmesi için romatoloji uzmanı tarafından kişinin kas-iskelet sisteminin tam olarak muayene edilmesi ve altta yatan bir başka hastalığının olup olmadığının araştırılması gerektiğini ifade eden Hamuryudan, ”Kemik dansitometrisi ile kemik yoğunluk ölçümleri yapılmaktadır. Kemik kütlesinin artırılabilmesi için özellikle 30 yaşına gelinceye kadar yeterli ve dengeli beslenilmesi, kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi gerekmektedir. Kalsiyum ve D vitamininden zengin diyet uygulanması ve güneşten yararlanılması gerekir. Kemik kaybını yavaşlatabilmek ve kas gücünü artırmak için düzenli egzersiz yapılmalı ve bu alışkanlık haline getirilmelidir” diye konuştu.